Duyuru: Hesaplarınızla ilgili yardım almak için X'ten(tıkla) mesaj atabilirsiniz. Eski hesaplarınızı almak için mail adreslerinizi hatırlamanız gerekmektedir.

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Çanakkale Savaşları
#1
18 mart canakkale savasi
250bin sehit verdigimiz canakkale savasinin yildönümü burdan tüm sehitlerimizi rahmetle aniyoruz ruhlari sad olsun
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#2
Bu vatani düşmanlardan korumak için kanlarinin son damlasina kadar savaşan atalarimizin ruhlari şad mekanlari cennet olsun.

[Resim: canakkale-.jpg]
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#3
Bu Cennet vatani düsmana vermemek icin Canlarini feda eden sehitlerimizin ruhlari sad
mekanlari cennet olsun
[SIGPIC]
[/SIGPIC]
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#4
vatani için gözünü kirpmadan ölüme giden şehitlemizin ruhlari şad olsun
yüce Rabbim bir daha bize Çanakkale Savaşlari yaşatmasin
[Resim: a2.gif]
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#5
Bizim okulda bir tören var anilacak şehitlerimiz
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#6
Asimavi_38 yazdı:

Bu savaşta askerlerimiz, iman hassasiyetleriyle bütün dünyaya büyük bir insanlik dersi vermişler ve savaşin merhamet boyutunu, düşmanliğin dostluğa dönüş örneklerini göstermişlerdir. Onlara göre düşman cephede iken düşmandir; kurtarilmayi bekleyen bir acziyet içinde iken ve esir alinmişsa artik misafirdir. Çünkü insandir. Savaş cephe dişinda değil, cephede yapilir.
Confusedhake2:Confusedhake2:
[Resim: 10828.jpg]
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#7
SEHITLERIMIZIN RUHU SAD MEKENI CENNET OLSUN ONLARA COK SEY BORCLUYUZ , CANAKKALE HER TÜRK GENCININ GIDIP GÖRMESI GEREKEN BIR YER KISMETSE ORALARA GIDIP GÖRMEYI COK ISTIYORUM , BU ARADA ARKADASLAR ´´CANAKKALE MAHSERI ´´ADLI KITABI OKUMANIZI TAVSIYE EDERIM OKURKEN COK DUYGULANACAK ADETA O GÜNLERI YASAYACAKSINIZ
[SIGPIC][/SIGPIC]
C* Devlet, Millet, Bayrak Uðruna Topraða Düþen ÞEHÝTLERÝMÝZ ÞEREFÝMÝZDÝR C*
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#8
ÇANAKKALLE ŞEHİTLERİNE



Şu boğaz harbi nedir, var mi ki dünyada eşi?
En kesif ordularin, yükleniyor dördü beşi

Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Yaralanmiş tertemiz alnindan uzanmiş yatiyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batiyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alni değer.

Ne büyüksün ki kanin kurtariyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanlari ancak, bu kadar şanli idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, siğmazsin.

Herc ü merc ettiğin edvara yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.

"Bu, taşindir" diyerek Kabe'yi diksem başina;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşina;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;

Mor bulutlarla açik türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yi uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altinda, bürünmüş kanina,
Uzanirken gece mehtabi getirsem yanina,

Türbedarin gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamlari sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatirana.

Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini,
Şarkin en sevgili sultani Salahaddin'i,

Kiliç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki islami kuşatmiş, doğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kirip parçaladin;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adin;

Sen ki; a'şara gömülsen taşacaksin... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmiş duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY
[SIGPIC][/SIGPIC]
C* Devlet, Millet, Bayrak Uðruna Topraða Düþen ÞEHÝTLERÝMÝZ ÞEREFÝMÝZDÝR C*
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#9
BÖRTECINE 38 yazdı:ÇANAKKALLE ŞEHİTLERİNE



Şu boğaz harbi nedir, var mi ki dünyada eşi?
En kesif ordularin, yükleniyor dördü beşi

Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,

Yaralanmiş tertemiz alnindan uzanmiş yatiyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batiyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alni değer.

Ne büyüksün ki kanin kurtariyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanlari ancak, bu kadar şanli idi...

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, siğmazsin.

Herc ü merc ettiğin edvara yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.

"Bu, taşindir" diyerek Kabe'yi diksem başina;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşina;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;

Mor bulutlarla açik türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yi uzatsam oradan;

Sen bu avizenin altinda, bürünmüş kanina,
Uzanirken gece mehtabi getirsem yanina,

Türbedarin gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamlari sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatirana.

Sen ki, son ehl-i salibin kirarak savletini,
Şarkin en sevgili sultani Salahaddin'i,

Kiliç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki islami kuşatmiş, doğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kirip parçaladin;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrami adin;

Sen ki; a'şara gömülsen taşacaksin... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmiş duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY
ne güzel söylemis sair
aglamamak elde degil
[SIGPIC]
[/SIGPIC]
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#10
[COLOR="DarkOrchid"]Bütün şehitlerimizi Allah rahmet eylesin, mekanlari cennet topraklari bol olsun
o zamanlari anlamak için insan en azindan bir kere okumali bence bu şiiri
ne yazikki şimdi çoğu insanin değerini bilmediği değerler için o zaman neler feda edilmiş [/COLOR]
[Resim: image11cv8.png]
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#11
18 Mart'tan Birkaç Sahne

Tarih 19 Şubat 1915
İngilizler, tarihinde hiç yenilmeyen ve Fransiz desteğiyle daha da güçlenen donanmasiyla, boğazlardan geçme kararini uygulamaya koymuş ve Çanakkale Boğazi girişindeki tabyalari top ateşine tutmaya başlamişti. Rumeli yakasinda bulunan Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalari ile Anadolu yakasindaki Kumkale ve Orhaniye tabyalari bir ay boyunca ağir ateş altinda kalmiş ve Mart ayinin ortalarina gelindiğinde düşman kuvvetleri boğaz girişini içerde yol alabilecek kadar zayiflatmişti.

Tarih 06 Mart 1915
O gece Çanakkale Müstahkem Mevki Komutani Cevat Paşa, Mayin Grup Komutani Yüzbaşi Nazmi Bey'e şunlari söylüyordu: "Oğlum, sana çok önemli bir görev veriyorum. Vatanin selameti, bu görevin başariyla yerine getirilmesine bağlidir. Yarin akşam, Nusret ile son 26 mayinini şu gördüğün karanlik limanda kiyiya paralel olarak dökeceksin. Düşman hareketinizi seçer, size saldiriya kalkişirsa kiyi toplarimiz önceden aldiklari talimata uygun olarak hareket edecek ve sizi himaye ateşiyle koruyacaklar. Kendinizi göstermemeye çaba harcayin. Allah yardimciniz olsun."

Tarih 07-08 Mart 1915
Nazmi Bey, Nusret mayin gemisi komutanliği yapacak olan Tophaneli Yüzbaşi Hakki'yi buldu. Her iki subayda çok iyi arkadaştilar. Yüzbaşi Hakki Bey, iki gün önce kalp krizi geçirmişti. Cevat Paşa Nusret'in genç komutanina, sağliği için yerine bir başkasini görevlendirmeyi önerdi. Fakat tüm israrlarina rağmen, Yüzbaşi Hakki göreve gitmeyi tercih etti.

Nusret, 7 Mart'i 8 Mart'a bağlayan gece yarisi demir alarak Çanakkale'den uzaklaşti. Bütün işiklarini söndürüp kivilcim atmasin diye ocaklarini bastirmiş, daha önce döşenen mayin hatlarindan geçiyor ve Karanlik Liman'a giriyordu. Uzaklarda dolaşan düşman devriye gemileri yanan fenerleri ile suyun yüzünü aydinlatmaktaydi. Daha yakinlarda devriyeye çikmiş düşman gemilerinin fenerleri zaman zaman Nusret'in olduğu kiyinin karşisina vuruyorlardi.

Sonunda Anadolu yakasindaki Akyarlara, yeni mayin hattinin hazirlanacaği noktalara geldiler. Nusret, sessizce elinde kalan son 26 eski tip mayini suya birakmaya başladi. Birkaç dakika sonra tüm mayinlar belirlenen rota doğrultusunda dökülmüştü. Şimdi en az mayinlarin dökülüşü kadar tehlikeli olan geri dönüş yolculuğu başlamişti. Daha önceki dökülen mayinlar ve düşman devriye gemileri Nusret'in yolu üzerinde kol geziyordu.

Bir an için Nusret'in çok yakininda bir karalti ortaya çikti. Büyük olasilikla düşman zirhlilari geri dönmüşlerdi ve devriye görevine devam etmekteydiler. Ara verdikleri projektörle taramaya yeniden başladiklari zaman Nusret'i görecekler ve herşey bitecekti. Bütün mürettebattan buz gibi terler boşaniyordu. Nihayet korktuklari başlarina geldi ve düşman gemisinin projektörleri yandi. Projektör işiği az öteden, hizla, üzerlerine doğru, denizi tarayarak geliyordu. Işik tam Nusret'in böğrüne saplanacakti ki bir mucize gerçekleşti.

Türk kiyisinda uzun zamandir bozuk olan ama o anda birden bire yanan fener birkaç saniye içinde, düşman projektörünü deniz üstünde yakaladi. Ortaliği sise yakin yoğun bir beyazlik kapladi. Beklenmedik bu işik kavgasi Nusret'e kurtulma umudunu geri verdi. Nusret, bu bazen üstünde, bazen yaninda süren işik çarpişmasinin altindan sessizce siyrildi.

Tehlike geçmiş verilen görev büyük bir başariyla yapilmişti. Nazmi Bey büyük bir sevinçle kader arkadaşini tebrik etmek istedi. Ancak Hakki Bey cevap veremedi. Hasta kalbi bu işik savaşindaki heyecana dayanamamiş, duruvermişti.

Tarih 18 Mart 1915
Sabahin erken saatleri
Havacilarimiz erken saatlerde yaptiklari keşif raporunu vermişlerdi: "Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayildi. Bunlardan; 19'u ağir, 3'ü hafif olmak üzere 22'si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayilari tam olarak saptanamayan denizaltilar görülmüştür. 6 adet zirhli İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransiz gemileri de demir almaktadir."

Üç tümenden oluşan düşman birlikleri, bir ay boyunca ağir hasar alan tabyalarin arasindan geçecek ve ileri hatta bulunan merkez tabyalarini ateşe tutacaklardi. Plana göre 3.Tümen önde, 1.Tümen arkada bir çizgi oluşturarak merkez tabyalarini zayiflayana kadar ateşe tutacak, tabyalar yeterince zayifladiğinda 2.Tümen, 3.Tümenin yerini alacak ve son olarak mayin hatlarini savunan toplarimiz da tahrip edilerek mayin taramasi yapilip donanmanin önü açilacakti. Boğazi yenilmez donanmasiyla geçeceğini düşünen düşman, günün ilk saatlerinde yavaş yavaş boğazdan içeri girmeye başladi.

Saat 10:30
Queen Elizabeth'in de içinde bulunduğu en güçlü gemilerden oluşan 1.Tümen ve hemen arkasindan 3.Tümen boğazdan içeri girdi ve boğaz girişindeki tabyalarin zayif ateşi altinda ileri hattaki merkez tabyalara doğru yol almaya başladi. 3.Tümene ait iki gemi 1.Tümenin oluşturacaği çizginin sağ ve solunun biraz gerisinde kalacak, diğer gemiler de 1.Tümenin önünde bir çizgi oluşturacakti.

Saat 11:30
Düşman gemileri belirlenen noktalarda yerlerini aldi ve merkez tabyalarini ağir top ateşine tutmaya başladilar. Düşmanin gerisinde kalan boğaz girişindeki Anadolu Kumkale tabyasindan da düşmana yönelik ateş hala devam ediyordu.

Saat 12:00
İki tümenin yoğun ateşi sonucu Rumeli Hamidiye, Anadolu Hamidiye ve Çimenlik ateş almiş, merkez tabyalarinda yanginlar çikmiş, Rumeli Mecidiye tabyasi, topçularin şehit olmasiyla karşilik veremez hale gelmişti.

Saat 14:00
2.Tümen 3.Tümenin yerini almadan önce, işin bittiğini düşünen düşmanin beklemediği şeyler olmaya başladi. Ön çizgideki dört düşman gemisinden, Anadolu Hamidiye tabyasinin karşilik verdiği sağdaki iki gemi çizgiyi bozup hizla geri dönmeye başladi. Geriye dönen iki gemiden, arkadan gelen Fransiz Bouvet gemisi, 1.Tümenin çizgisine ulaştiğinda patlamalar oldu ve Bouvet birkaç dakikada sulara gömüldü. Diğer gemiler, Bouvet'in kaybiyla şaşkina dönmüşlerdi. Arka çizginin solunda bulunan Queen Elizabeth ve Agamemnon dişindaki tüm gemiler susmuştu. İstimbotlar Bouvet'ten 20 kişiyi kurtarabilmişler, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bouvet geri çekilirken, Yüzbaşi Hakki'nin caniyla beraber biraktiği mayinlara çarpmişti.

Saat 14:30
Ön çizginin en solundaki Gaulois gemisine mermi isabet etti. Gaulois gemisi de aldiği ağir yarayla geri çekilmeye başladi. 2.Tümendeki gemiler, ön çizgide 3.Tümenin kaçan ve batan gemilerinin yerini aldilar ve merkez tabyalarina ateşe başladilar.

Saat 15:00
Önce Rumeli Hamidiye, daha sonra Namazgah tabyalari 2.Tümenin ateşiyle ağir şekilde tahrip edildiler ve karşilik veremez hale geldiler.

Saat 15:15
Bouvet'e ağir yaralar veren Anadolu Hamidiye tabyasi ön çizgiye karşilik vermeye devam ediyordu. Ön çizginin soluna doğru yer tutan Irresistible gemisininin yaninda büyük bir patlama oldu ve Irrestible geri çekilmeye başladi.
Rumeli Mecidiye tabyasinda ayakta kalan tek top vardi ancak onun da mermi kaldirma vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşi, büyük bir güçle 215 okkalik mermiyi üç kez kaldirarak namlunun ucuna sürdü ve bu kahramanliği ile Ocean gemisi büyük bir yara aldi.

Saat 15:30
Arka çizginin en sağindaki Inflexible isimli gemi Nusret mayin gemisinin döşediği mayinlardan birine çarpti.

Saat 16:15
Irrestible gemisi de geri çekilirken mayina çarpti ve büyük armada en iyi gemilerinden birini daha kaybetti.

Akşam saatleri
Karşilikli ateşler bir müddet devam etti. Hiç hesapta olmayan kayiplarla beraber, gemilerin, Nusret mayin gemisinin biraktiği mayinlara çarptiğini gören donanma komutani Amiral de Robeck 2.Tümenin geri çekilmesi emrini verdi. 2.Tümenin sağinda bulunan Ocean gemisi de, saat 18.05'te geri çekilirken mayina çarpti. Güçlü top ateşine rağmen Ocean'in mürettebati muhripler tarafindan boşaltildi ve Ocean da sulara gömüldü.

Düşman ateşiyle yangin yerine dönen karargahindan düşmanin sefil çekilişini izleyen Cevat Paşa:
"Gittiler!" diye haykirdi, "Geçemediler... Geçemeyecekler..."
[Resim: image11cv8.png]
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#12
Ruhlari şad Olsun.huzur Içinde Yatsinlar.onlarin Sayelerinde Burdayiz.çanakkale Geçilmez
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#13
Çanakkale 1
Tarih: 04.03.2004 Saat: 23:24
Konu: Tarihimizden


ANZAKLI ÖMER'İN HİKAYESİ
1957 yilinda İstanbul Tip Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Musluoğlu görev yaptiği hastahanede başindan geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatiyor:
"Amerika 'ya gittiğim ilk yillar ( 1957) lisanim pek o kadar iyi değil. Newyork'da Medical Center Hospital adli bir hastahanede görev almiştim. Fakat vazifem kan almak,kan vermek,serum takmak,elektrokardiyoğrafi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direk olarak hasta muayenesine ,tedavisine verilmiyior. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalişiyorum.



Bir hastaya gittim. Yaşlica bir adam. Tahminen yetmiş beş yaşlarinda tabii kendisi ile ingilizce konuşuyorum.

- Kan vereceğim kolunuzu açar misiniz?

Çünkü adamcağiz kanser hastasi olduğu halde üstelik kansizdi. Elimde kan torbasi da var tabii ki.. pazusunu açtim. Baktim pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayraği var. Çok ilgimi çekti benim. Kendisine sormadan edemedim.

- Siz Türk müsünüz?

Kaşlarini yukariya kaldirarak " Hayir "manasina işaret yapti. Ama ben hala merak ediyorum:

- Peki bu kolunuzdaki Türk bayraği nedir?

"Aldirma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine israrla dedim ki:

- Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayraği,benim bayrağim...

Bu söz üzerine gözlerini açti. Derin derin yüzüme bakti ve mirilti halinde sordu:

- Siz Türk müsünüz?

- Evet Türk'üm....

İhtiyar gözlerime bakarak tanidik bir göz ariyor gibiydi. Anlatmaya başladi:

- Yil 1915. Sen hatirlamasin o yillari. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de .orada savaşmak üzere bütün Hiristiyan devletlerden asker topluyorlardi. Ben Anzak'tim Avustralya Anzaklarindan ...

İngilizler bizi toplayip dediler ki: "Barbar Türkler Hiristiyan dünyasini yakip yikacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşi cephe açmiş durumda . birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir." Biz de inandik sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasina katildik.

Avustralyali Anzak ihtiyar anlatmaya devam ediyordu:

- Bizim yikayan İngilizler,Türklere karşi topladiği askerlerin tamamini Çanakkale'ye sevkediyorlarmiş. Bizi gemilere doldurup Misir'a getirdiler o zaman . Misir'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atiş talimi . ondan sonra da bizi alip Çanakkale'ye getirdiler.

Savaşin şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler sulari metrelerce yukari fişkirtiyor,gökyüzünde havai fişekler ,geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman...

Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatinin baharinda can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşiriyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayi bakimindan da fazlaydik. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattiği gibi Türkler barbarliktan böyle saldiriyorlar. Meğer barbarliktan değil,kalplerinde ki vatan sevgisinden kaynaklaniyormuş . bunu nereden anladiğimi söyleyeyim.

Biz karaya çiktik. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başimdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim.

Meraktan ağzim açik yaşli Avustralyaliyi dinliyorum. Savaşin dehşetli anilarini anlatirken hastaliğina rağmen tir tir titremeye başlamişti. Devam etti:

-Gözlerimi açtiğimda kendimin yabanci insanlarin arasinda gördüm. Nasil korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar,vahşi kimseler olarak tanitti ya...

Ama dikkat ettim. Yaralarimi sarmişlar. Bana hiç de öfkeli bakmiyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarinda bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onlarin yiyecekleri çok çok azdi. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardi. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki; kendi kendime:

- Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürdüler. Ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davraniyorlardi.

Bu duygularla "Yaziklar olsun bana" dedim. "Böyle asil insanlarla niye ben savaşiyorum ben . Niye savaşmaya gelmişim. Bu İngiliz milleti ne yalanciymiş ne kadar Türk düşmaniymiş"diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanliğim fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşi ne yapsam düşündüm durdum günlerce.....

Nihayet bize serbest biraktilar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağini yaptirdim. Bu bayrağin esrari bu işte.

Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:

- Talihin cilvesine bakin ki o zaman ölmek üzere iken yaralarima iyileştirerek ,sihhate kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yillar sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir Türk...

Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşilaşacağimi hiç tahmin etmezdim. Size minnettarim. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsiniz. Bizi hep kandirmişlar... Buna bütün kalbimle inaniyorum.

Peşinden nemli gözlerle "Bana adinizi söyler misiniz? Dedi. "Ömer" cevabini verdim. Gayet merakla tekrar sordu:

- Peki niçin Ömer ismin, vermişler sana ?

- Babam müslümanlarin ikinci halifesi isminden ilham alarak bana Ömer adini vermiş.

- Yahu senin adin müslüman adi mi ?

Ben "Evet, Müslüman adi" deyince yüzüme bakti bakti,birden doğrulmak istedi. Ban mani olmak istedim. Israr etti.

Ama niye israr ediyordu?

İhtiyarin israrina dayanamayip yatakta oturmasina yardim ettim. Gözleri dolu soluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:

- Senin adin güzelmiş. Benim adim şimdiye kadar Mr. Josef Miller idi. Şimdiden sonra "Anzakli Ömer" olsun.

- Olsun

Peki doktor beni müslüman eder misin?Müslüman olmak zor mu ?

Şaşirdim. Nasil da birdenbire Müslüman olmaya karar gelmişti. Meğer o yaşa gelinceye kadar içten içe hep düşünüyormuş da kimseyle konuşamadiği için ,soramadiği için konuşamiyormuş..

- Tabii dedim müslüman olmak çok kolay.

Sonra kendisine imanin ve İslamin şartlarini anlatirim. Kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriliyor, hem de çocuklar gibi ağliyordu.

Yaşlilik bir yandan,hastalik bir yandan b,ir de yillardan beri içinde kavuşmak isteyip de bilemediği için kavuşamadiği İslamiyet'e olan hasretin sona ermesi bir yandan bu yaşli gönlü duygulanmişti. ...Mirildandi:

- Siz müslümanlar tesbih çekersiniz bana da bir tesbih bulsan da ben de yattiğim yerden tesbih çekerek Allah'imi ansam olur mu?

Bu sözden de anladim ki dedelerimiz savaş esnasinda Hakki'i zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyse uzatmayayim hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim.

Hasta yatağinda tesbih çekiyor,biz de gerektiğinde tedavisiyle ilgileniyorduk. Fakat benim için o daha bir başkalamişti. Müslüman olmuştu.

Bir gün yanina gittiğimde samimi bir şekilde rica ettim.

- Beni yalniz birakma olur mu?

- Ne gibi Ömer amca ?

- Ara sira gel de bana İslamiyeti anlat!sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahliyor.

O günden sonra her gün yanina gittim. Bildiğim kadariyla dinimizi anlattim. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu.

Kaç gün geçti tam hatirlamiyorum . hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum. "Doktor Ömer! Lütfen 217 numarali odaya gelin!"

Dedim ki içinden "Bizim Ömer amca galiba yolcu?"hemen yukari çiktim. Odasina vardiğimda gördüğüm manzara aynen şöyleydi:

Sağ elinde tesbih açik duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayraği,göğsünde imani ile ,koskoca Anzakli Ömer son anlarini yaşiyordu.

Hemen başucuna oturdum. Kendisine kelime-i şehadet söylettirdim. O şekilde kucağimda teslim-i ruh etti....

Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yillar sonra da olsa Müslüman Türk milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.

"Ne yalan söyleyeyim,ağladim



canakkale.gen.tr
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#14
Vatan için canini,kanini vermiş tüm şehitlerimizin ruhlari şad olsun!
Sen Öylesine Güzel Bir Cümlesin ki Sana Asla Nokta Koyamam,,,
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:
#15
Hepimiz Ermeniyiz diyen kendini bilmez TÜRK olarak bilinen,aslinda türk olupta benliğini avrupa sevdasina satmiş olan insanlarimiza sesleniyorum...
Bu güzel günümüzü hatirlayarak kendi tarihinizin nekadar şanli olduğunu görün ve kendinizden utanin.
Fransiz Komutan şöyle demiş. "Bir TÜRK'ü öldürebilirsiniz ama ASLA yenemezsiniz"
Ruhlari Şad olsun..
Bul
Cevapla }
Teşekkür edenler:


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  18 Mart Çanakkale şehitLeri anma günü" holigan_38 5 2,601 19.03.2011, 00:39
Son Yorum: y_d_yazici

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi