 |
Kahramanlik ne yalniz bir yükseliş demektir,
Ne de yildizlar gibi parlayip sönmektir.
Ölümsüzlüğü düşünmek boşuna bir hevestir.
Kahramanlik ileri atilip bir daha geri dönmemektir....
Onlar Geri Dönmeyi hiç düşünmedi
[YOUTUBE]http://www.youtube.com/watch?v=QipxnXMOVM4[/YOUTUBE]
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şu Boğaz harbi nedir? Var mi ki dünyada eşi?
En kesif ordularin yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarilmiş ufacik bir karaya.
Ne hayâsizca tehaşşüd ki ufuklar kapali!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupali!"
Dedirir: Yirtici, his yoksulu, sirtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açilip mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-i beşer,
Kayniyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânin duruyor karşisinda,
Ostralya'yla beraber bakiyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asir yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşisina;
Döktü karnindaki esrâri hayâsizcasina.
Maske yirtilmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçaliyor âfâki;
Beriden zelzeleler kaldiriyor a'mâki;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altinda cehennem gibi binlerce lâğam,
Atilan her lâğamin yaktiği yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-i beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanir sirtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçiyor zirha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yildirim yaylimi tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangini, durmuş da açik sinelere,
Sürü halinde gezerken sayisiz tayyâre.
Top tüfekten daha sik, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmindan;
Alinir kal'a mi göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrina râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarilir, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nin ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsim'in nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnindan, uzanmiş yatiyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batiyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alni değer.
Ne büyüksün ki kanin kurtariyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanlari ancak, bu kadar şanli idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsin?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, siğmazsin.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşindir" diyerek Kâ'be'yi diksem başina;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşina;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle;
Mor bulutlarla açik türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yi uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altinda, bürünmüş kanina;
Uzanirken, gece mehtâbi getirsem yanina,
Türbedârin gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamlari sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatirana.
Sen ki, son ehl-i salibin kirarak salvetini,
Şarkin en sevgili sultâni Salâhaddin'i,
Kiliç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'i kuşatmiş, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kirip parçaladin;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmi adin;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksin... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmiş duruyor Peygamber.
|